Açıklamada, yaşananların Türkiye'deki barış ve çözüm sürecini de sabote ettiği ileri sürüldü.
KCK, saldırıların Rojava Özerk Yönetimini tasfiye etmeyi hedeflediğini iddia ederek, Halep'teki Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde Kürt nüfusun "Kürtsüzleştirme" amacıyla hedef alındığını öne sürdü. Açıklamada, 1 Nisan 2025'te Şam yönetimi ile özerk yönetim arasında varılan mutabakatın ardından mahallelerde görev yapan asayiş güçlerinin saldırılarda öldürüldüğü belirtildi.
"Öz savunma meşru haktır"
KCK, Türk devletinin desteklediğini iddia ettiği silahlı grupların saldırıları karşısında mahallelerin öz savunmaya geçtiğini savunarak, bunun meşru bir hak olduğunu ifade etti. Saldırılarda hayatını kaybedenler için taziye mesajı paylaşılırken, yerinden edilen sivillerin mahallelerine dönmesi çağrısı yapıldı.
Uluslararası temaslar vurgusu
Açıklamada, saldırıların ABD, İsrail ve Şam yönetimi ile yapılan görüşmelerin ardından gerçekleştiğine dikkat çekilerek, uluslararası güçlerin ya onay verdiği ya da sessiz kaldığı iddia edildi. ABD ve Fransa'nın Şam–Kuzey ve Doğu Suriye görüşmelerinde arabuluculuk yaptığı da hatırlatıldı.
Türkiye'ye suçlamalar
KCK, Türkiye'yi saldırılara dahil olmakla suçladı; QSD'nin Türk SİHA'ları ve zırhlı unsurların kullanıldığı yönündeki açıklamalarına atıf yaptı. Türk hükümet sözcüsü Ömer Çelik'in açıklamalarının saldırıların Halep'le sınırlı kalmayacağına işaret ettiği öne sürüldü.
"Süreç sorgulanıyor"
Açıklamada, ateşkes ve "barış ve demokratik toplum" sürecinin bu saldırılarla zedelendiği, özel geçiş yasasına dair beklentilerin de bu tabloyla zayıfladığı savunuldu. KCK, devlet yetkililerini süreci sabote edecek adımlardan kaçınmaya çağırdı.
KCK, barış sürecine bağlı olduklarını belirterek, hükümeti gerekli adımları atmaya; kamuoyunu ve demokrasi güçlerini de süreci zedeleyen politikalara karşı demokratik mücadeleyi yükseltmeye davet etti.