Tarih: 30.11.2025 11:19

Hat Sanatı Üzerine Hattat Mustafa Yaman ile Röportaj

Facebook Twitter Linked-in

Hat, kaligrafi, ebru, çini, dağlama ve kâğıt yapımı gibi geleneksel sanatlar, Anadolu'nun en köklü kültürel mirasları arasında yer alıyor. Bu mirası Kâhta'da profesyonel olarak yaşatan ise tek bir isim var: Kültür ve Turizm Bakanlığı'na kayıtlı bir sanatçı Mustafa Yaman. 

Geleneksel sanatların ilçedeki tek temsilcisi olan Yaman ile sanat yolculuğunu, eğitim sürecini ve bölgedeki ilgiyi konuştuk.

– Mustafa Bey, sanat yolculuğunuz nasıl başladı?
Sanata olan ilgim ortaokul yıllarında resimle başladı. 1990'lı yıllarda kendi imkânlarımla yazı, resim ve yakma çalışmaları yaparak kendimi geliştirdim. 2010 yılında Fatih Belediyesi ile Yıldız Teknik Üniversitesi'nin düzenlediği sınavı kazanarak profesyonel sanat hayatına adım attım. 2010–2019 yılları arasında Sultanahmet Meydanı'nda sanatımı icra ettim.

– Hat sanatı ile ilgili profesyonel eğitim aldınız mı?

Evet. Rahmetli hocam Mustafa Mukadder Erol'dan tam 10 yıl boyunca hat ve kaligrafi eğitimi aldım. Hocamın yönlendirmesiyle sadece hatla sınırlı kalmadım; 5 yıl ebru, 4 yıl hüsn-i hat, 1 yıl çini, 1 yıl resim, 1 yıl eskime (kâğıt yapma) alanlarında da eğitim alarak birçok geleneksel sanatta kendimi uzmanlaştırdım.

-Mustafa Bey, Hat Sanatıyla İlgili Neler Söylüyorsunuz?

Geleneksel Türk-İslam sanatlarının en köklü alanlarından biri olan hat sanatı, modern bir ifade ile "kaligrafi" olarak da biliniyor. En sade tanımıyla *işaretlere anlamlı, estetik ve ölçülü bir biçim kazandırma sanatı* olan hat, matbaanın icadından çok önce ortaya çıkmış, yüzyıllar boyunca hem dini hem kültürel bir kimlik unsuru hâline gelmiştir.

Bugün sadece Türkiye'de değil, dünya genelinde geniş bir coğrafyada karşılık bulan bu sanat; İslam Hat Sanatı, Arap Hat Sanatı, İran Pers Hat Sanatı, Japon, Çin ve Batı Hat Sanatı gibi farklı kültürlerde özgün üsluplarla gelişimini sürdürmektedir.

Hat sanatının en önemli yönlerinden biri, yazının estetik bir forma dönüşmesi kadar, sanatkârın manevi dünyasıyla bütünleşmesidir. Bu nedenle hat, tarih boyunca sadece bir yazı tekniği değil, aynı zamanda bir ruhsal terbiye, sabır ve disiplin yolculuğu olarak da görülmüştür. Güzel yazının kalem, kâğıt, mürekkep ve insan nefesiyle oluşması, bu sanatı yaşayan ve yaşatan bir değere dönüştürür.

Hatla birlikte anılan bir diğer önemli geleneksel sanat olan ebru, tasavvuf kültürünün en zarif örneklerindendir. Suyun üzerinde renklerle şekillenen ebru, Doğu kültürlerine özgü bir süsleme sanatı olmakla birlikte yüzyıllardır hat sanatının tamamlayıcı bir unsuru olarak levhaları süslemeye devam etmektedir.

– Neden İstanbul gibi bu sanatın merkezi olan bir kentten ayrılıp Kâhta'ya geldiniz?

İstanbul, geleneksel sanatların kalbi sayılabilecek bir şehir. Orada uzun yıllar kah yazdım, kah öğrettim, kah sergiledim. Fakat sağlık sorunlarım nedeniyle Kâhta'ya dönmek zorunda kaldım. Buna rağmen sanatımı bırakmadım; bugün Kâhta'da da üretmeye, öğretmeye ve kültürel mirası yaşatmaya devam ediyorum.

 

 

Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı'na kayıtlı bir sanatçıyım. Bu nedenle bulunduğum her yerde bu sanatları tanıtmak ve aktarmak benim için bir sorumluluk.

– Kâhta'da hangi çalışmaları yürütüyorsunuz?

Kâhta'da Kaligrafi, Hüsn-i Hat, Yakarak (Dağlama), Resim, Ebru, Çini ve Kâğıt Yapma (Eskime) alanlarında aktif olarak çalışmalar yapıyorum. Aynı zamanda isteyenlere bu sanatlarda eğitim de veriyorum.

– Bölgede bu sanatları icra eden başka biri var mı?

Hayır. Bildiğim kadarıyla Kâhta'da da Adıyaman genelinde de bu sanatları profesyonel olarak icra eden başka bir isim bulunmuyor. Bu nedenle geleneksel sanatların bölgede tek temsilcisi durumundayım.

– Kâhta'da bu sanata ilgi nasıl?

Ne yazık ki ilgi oldukça düşük. Adıyaman, Sincik ve Kâhta'dan birkaç kursiyerim oldu fakat toplum genelinde farkındalık zayıf. Yurt dışından teklifler almama rağmen, sanatımı ülkemde yaşatmayı tercih ederek bu teklifleri geri çevirdim.

-Hat sanatının geleceği hakkında söyleyebilecekleriniz nelerdir?

En başta bu işe devletin el atması lâzım. Devlet eli uzanmadıkça şahsi gayretler ne kadar müessir olur bilinmez. Hiç olmazsa eskiden olduğu gibi Güzel Sanatlar Akademisi'nde bu sanatla alâkalı bir bölüm teşekkül ettirilmeli ve icabeden malzeme toplanmalıdır.

Bu işe merak edenler kamış kalemi, mürekkebi nereden bulabilirim endişesine düşmemelidir. Bunlar temini çok zor şeyler değildir.

Buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza, Kültür Bakanımıza ve yerel yöneticilere seslenmek istiyorum:

Bu köklü sanatlara sahip çıkılması, bu sanatları yaşatma mücadelesi veren ustalara destek verilmesi gerekiyor. Aksi halde bu değerli miras kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya."

 

Röportaj: Ziya Bozkurt
 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —