Takvimler bir günü gösteriyordu ama Türkiye için zaman, o sabah enkazın altında kaldı. Kahramanmaraş merkezli depremler, 50 binden fazla canı alıp geride binlerce yarım hayat bıraktı. O hayatlardan biri de Adıyamanlı 65 yaşındaki emekli Abdullah Çelik'indi.
Bir gecede eşi gitti…
İki kızı gitti…
Dört torunu gitti…
Akrabalarıyla birlikte tam 10 can…
Geriye sadece kendisi kaldı.
Bir de enkazın içinden, beşiğinin içinde uyurken çıkarılan 40 günlük minicik bir bebek: Yusuf Berk.
O gün Abdullah Çelik için hayat durmadı belki ama tamamen değişti. "Ailem gitti" diyor, sesi titreyerek… "Bir ben kaldım, bir de 40 günlük torunum."
Deprem sabahını anlatırken hâlâ gözleri doluyor:
"En üst kattaydım. Bir baktım, üzerime yağmur yağıyor sandım. Meğer bina yok olmuş… Adıyaman diye bir şey kalmamıştı. Hiçbir yeri tanıyamadım."
O enkazdan sadece bedenler değil, anılar, kahkahalar, bayramlar da çıkarılamadı.
Ama o küçücük bebek…
Hayata tutunan o nefes…
Abdullah Çelik için yeniden yaşamanın sebebi oldu.
Aradan geçen acı dolu günlerin ardından bugün, dede ve torun Adıyaman İndere'de, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından inşa edilen yeni evlerinde yaşıyor. Yusuf Berk artık 3 yaşında. Enkazdan kurtarılan o bebek, şimdi parkta çocuklarla oynayan, dedesinin elini bırakmayan bir çocuk.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, bu sessiz ama derin hikâyeyi paylaşırken şu sözleri kullandı:
"Adıyamanlı Abdullah ağabeyimiz huzurlu yuvasında torunuyla yepyeni bir hayata başladı. Bizlere de gözlerindeki hüznü silmek, yarasını sarmak, yüzünü güldürmek nasip oldu. Bundan daha kıymetli bir şey yok."
Abdullah Çelik ise yaşadıklarını sade ama yürek burkan cümlelerle anlatıyor:
"Çok acılar çektim. Keşke hiç yaşanmasaydı. Canlar gitti… Ama devlet bunları yapmasaydı, daha çok üzülürdüm. Devlet babalık etti bize. Ev yaptı, yuvamızı kurduk. Bu bizim için büyük bir teselli oldu."
Yeni evine bakarken bir yanının hep eksik olduğunu saklamıyor:
"Maddi hiçbir sıkıntı çekmedim ama maneviyat… Mümkün mü doldurmak? Ailem bitti. Ama bu yapılanlarla hakikaten bir nebze teselli verildi."
Günleri torunuyla geçiyor şimdi.
Sabah kreşe bırakıyor, akşam alıyor.
Camiye gidiyor, eve dönüyor.
Evin içinde iki kişi ama kalbinde koskoca bir hayatın izleri var.
"Evde çocuk tek ama parka gitti mi, çocuklarla oynuyor" diyor ve hafifçe gülümsüyor.
O gülümseme; acının içinden filizlenen, hayata tutunmanın sessiz bir hali.
Bir dede…
Bir torun…
Bir enkazdan doğan yeni bir hayat.
Bazı yaralar kapanmaz…
Ama bazen bir çocuğun nefesi, bir evin ışığı, insanın içine düşen karanlığa küçük de olsa bir umut bırakır.